Şifremi Unuttum
E-Posta Adresiniz :
radyohuzur.net'a üye olurken kullanmış olduğunuz e-posta adresnizi yazınız, şifreniz 1 dk içerisinde e-posta hesabınıza yollanacaktır.
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
Adınız :
Soyadınız :
Şehir :
Üyelik Formu
E-Posta Adresiniz :
Şifreniz :
İçerikler
Şeytanın İtirafları
Şeytanın Hileleri 
 
 
İbn-i Abbas (r.a.) Hazretleri´nden naklen , Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor : 
 
- Bir gün Resullullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada , dışarıdan bir ses geldi : 
 
- Ev sahibi , içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz ? Benim sizden bir dileğim var. 
 
Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a.v.) efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan çıkacaktı. 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , duruma vakıf oldu ve : 
 
- Bu seslenen kimdir bilir misiniz ? 
 
Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik : 
 
- En iyi bilen ALLAH ve Resuludur. 
 
Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz : 
 
- O , lain iblistir. " Şeytandır " Allah'ın laneti onun üzerine olsun... 
 
Buyurunca ; hemen Hz. Ömer : 
 
- Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim. 
 
Dedi... Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi , şöyle buyurdu : 
 
- Dur ya Ömer , bilmiyor musun ki ; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... öldürmeyi bırak. 
 
Sonra şöyle buyurdu : 
 
- Kapıyı ona açın , gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz. 
 
 
Bundan sonrasını ondan dinleyelim ; yani Ravi´den. Şöyle anlattı : 
 
Kapıyı ona açtılar. İçeri girdi ve bize göründü. Birde baktık ki , şekli şu : 
 
Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası , büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da , bir manda dudağına benziyordu. 
 
Sonra , şöyle bir selam verdi : 
 
Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin. 
 
Onun bu selamına Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu : 
 
- Selam Allah'ındır ya lain... 
 
Sonra şöyle buyurdu : 
 
- Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş ? 
 
Şeytan şöyle anlattı : 
 
Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim. 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; 
 
- Nedir o mecburiyetin ? 
 
Şeytan anlattı : 
 
- İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ; Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor , Muhammed´e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa , doğrusunu diyeceksin. Sonra... 
 
Allah-ü Teâlâ buyurdu ki : 
 
- Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen... seni kül ederim ; rüzgara savurur... Düşmanlarının önünde , seni rüsvay ederim. 
 
- İşte... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim. 
 
- Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ; düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur. 
 
Bundan sona Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle sordu : 
 
- Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat : Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ? 
 
Şeytan şu cevabı verdi : 
 
- Sensin ya Muhammed. Allah´ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki ? 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu : 
 
- Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin ? 
 
Şeytan anlattı : 
 
- Müttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir. 
 
Bundan sonra , sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti ; 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu ; şeytan anlattı : 
 
- Sonra kimi sevmezsin ? 
 
- Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi... 
 
- Sonra ? 
 
- Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi. 
 
- Sonra ? 
 
- Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez. 
 
- Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ? 
 
- Ya Muhammed , ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa , Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; o halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.
 
- Sonra kim ? 
 
- Şükreden zengin. 
 
- Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ? 
 
- Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki ; şükreden bir zengindir. 
 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu : 
 
- Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur ? 
 
- Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim. 
 
- Neden böyle olursun ; ya lain ? 
 
- Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir. 
 
- Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ? 
 
- O zaman da bağlanırım. Taa , onlar iftar edinceye kadar. 
 
- Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ? 
 
- O zaman da çıldırırım. 
 
- Peki ya Kur´an okudukları zaman nasıl olursun ? 
 
- O zaman da eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm. 
 
- Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ? 
 
- Ha işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline ve beni ikiye böler. 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu : 
 
- Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin , ya Ebamürre ? 
 
Bunun üzerine iblis : 
 
- Onu da anlatayım... dedikten sonra anlatmaya başladı : 
 
- Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ; 
 
1 - Allah-ü Teala , sadaka verenin malına bereket ihsan eyler. 
 
2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir. 
 
3 - Allah-ü Teala , onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar. 
 
4 - Allah-ü Teala , belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder. 
 
 
Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu : 
 
- Ebubekir için ne dersin ? 
 
İblis ise şu cevabı verdi : 
 
- O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam´a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ? 
 
- Peki , Ömer b. Hattab için ne dersin ? 
 
İblis ona da şu cevabı verdi : 
 
Allah´a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım. 
 
Peki , Osman b. Affan için ne dersin ? 
 
Ondan utanırım. Hem de çok. Nasıl ki , Rahman´ın melekleri de ondan utanırlar... 
 
Peki , Ali b. Ebutalib için ne dersin ? 
 
İblis onun için de şöyle dedi : 
 
Ah onun elinden bir kurtulsam... O , kendi başına kalsa , ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa, ben de onu bıraksam . Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz. 
 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu : 
 
- Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun. 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi : 
 
- Heyhat , heyhat... Ümmetin saadeti nerede ? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça , sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ? 
Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah´a yemin ederim ki ; Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı , bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat , Allah´ın halis kullarını , evet , bunları azdıramam. 
 
Bunun üzerine Resullullah (s.a.v.) Efendimiz sordu : 
 
- Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ? 
 
Bu suale İblis şu cevabı verdi : 
 
- Bilmez misin ya Muhammed bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever... O , Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz. Bilirim ki o, ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği sürece , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddetce o , size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki ; mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır. 
 
İblis anlatmaya devam etti : 
 
- Ya Muhammed , bilmez misin ? Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra , o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. 
 
- Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. 
 
- Bir kısmını gençlere yolladım. 
 
- Bir kısmını da , meşayihe saldım. 
 
- Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. 
 
- Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. 
 
- Çocuklara gelince , onlarla da bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. 
 
- Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin. 
 
- Onlar bunların yanına girer ; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne , hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ; başlarlar , sebeplerden herhangi birine sövmeye... 
 
- İşte , böylece onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti , ihlassız yaparlar gayrı... Ama bu hallerin farkında olmazlar. 
 
İblis , bundan sonra , aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi : 
 
- Bilmez misin ya Muhammed , Rahip Basisa tam yetmiş yıl ihlas ile Allah´a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki , her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifa buluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. 
 
Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , onu şöyle anlatır : 
 
" ... Şeytan hali gibidir ki ; o insana : " Kafir ol " dedi. Vaktaki o kafir oldu. " 
 
Bu defa ona şöyle dedi : " Ben senden uzağım. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. " (59/16) 
 
 
İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı : 
 
- Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse , o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse , o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem´e ve Havva´ya yalan yere Allah adına and içtim. 
 
" Muhakkak ben size nasihat ediyorum. " (7/16) dedim... 
 
Bunu yaparım ; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir. 
 
- Gıybet ve koğuculuğa gelince... Onlar da benim meyvelerimdir ve şenliğimdir. 
 
- Her kim talak üzerine yemin ederse , günahkâr olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun , isterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa , taaa hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onların bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocukları hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer. 
 
- Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister ; tutarım , ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. sonra kılarsın. " 
 
- Böylece o , vaktinin dışında namazını kılar. Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. 
 
- Şayet o kimse beni mağlup ederse , ona insan şeytanlarından birini yollarım. Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O , bunda da beni mağlup ederse , bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ; 
 
- " sağa bakr30; sola bak... " derim. O da bakar. O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona : 
 
- " Sen ebedi yaramaz bir iş yaptın. " derim veböylece onun huzurunu bozarım. 
 
- Sen de bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez. Bunda da ona mağlup olursam , yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi. 
 
- Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rüküdan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir. 
 
- O kimse bunda da beni yener ise , bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam. 
 
- Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa , onun içine küçük bir şeytan girer. Dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte , bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder , sözümüzü dinler , dediklerimizi yapar. 
 
 
Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti : 
 
- Sen ümmetin hangi saadetinden ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım , ne tuzaklarr30; Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki : 
 
" Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir. "
 
Sonra hastalara giderim : 
 
- " Namaz kılmayı bırak " derim , çünkü Allah-ü Teala : " hastalara zorluk yok... " (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın ". Ve böylece o , namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o , hastalığında namazı terkederek ölüp giderse , Allah'ın huzuruna çıkarken , Allah-ü Teala´yı öfkeli bulur. 
 
Sonra şöyle dedi : 
 
- Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun. 
 
- Eğer yalan varsa Allah´tan dile beni kül eylesin. 
 
 
İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi : 
 
- Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım. 
 
 
Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz ona , yani İblis´e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi : 
 
- Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ? 
 
- Faiz yiyen. 
 
- Dostun kim ? 
 
- Zina eden. 
 
- Yatak arkadaşın kim ? 
 
- Sarhoş 
 
- Misafirin kim ? 
 
- Hırsız. 
 
- Elçin kim ? 
 
- Sihirbazlar. 
 
- Gözünün nuru nedir ? 
 
- Karı boşamak. 
 
- Sevgilin kim ? 
 
- Cuma namazını bırakanlar. 
 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu : 
 
- Ya lain , senin kalbini ne yıkar ? 
 
- Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi. 
 
- Peki , senin cismini ne eritir ? 
 
- Tevbe edenlerin tevbesi. 
 
- Peki , ciğerini ne parçalar, ne çürütür ? 
 
- Gece ve gündüz , Allah'a yapılan bol bol istiğfar. 
 
- Peki yüzünü ne buruşturur ? 
 
- Gizli sadaka. 
 
- Peki gözlerini kör eden nedir ? 
 
- Gece namazı. 
 
- Peki , başını eğdiren nedir ? 
 
- Çokça kılınan cemaatle namaz. 
 
 
Resullullah (s.a..v) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu : 
 
- Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir ? 
 
- Namazını , bilerek kasden bırakanlar. 
 
- Peki , insanların en şakisi kimdir ? 
 
- Cimriler 
 
- Peki , seni işinden ne alıkoyar ? 
 
- Ulema meclisleri 
 
- Peki , yemeğini nasıl yersin ? 
 
- Sol elimle parmaklarımın ucu ile. 
 
- Peki , sam yeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ? 
 
- İnsanların tırnaklarının arasında. 
 
 
Resullullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra , bir başka bir mevzuu sordu. İblis de cevap verdi. 
 
- Rabbinden neler talep ettin ? 
 
- On şey talep ettim. 
 
- Nedir onlar ya lain ? 
 
- Şunlardır : 
 
- Allah´tan diledim ki , beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : " Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder... " (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir. 
 
- Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah´a sığınılmayan malın da ortağıyım. 
 
- Cinsi münasebet anında , Allah´a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler. 
 
- Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir ; " Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkartr30; " (17/64) 
 
- Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi. 
 
- Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı. 
 
- Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi. 
 
- İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi. 
 
- Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere. Sarhoşları verdi. 
 
- Diledim ki ; bana yardımcılar vere. Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi. 
 
- İstedim ki ; bana kardeşler vere. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir : " O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. " (17/27) 
 
Bir ara Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu : 
 
- Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin , seni tastik etmezdim. 
 
Bundan sonra İblis devam etti : 
 
- Ya Muhammed , Allah´tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi. 
 
- Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; bu da oldu. Böylece ben , onlar arasında akıp giderim. Gezerim. Hem de nasıl istersem. 
 
Bütün bu isteklerimi verdi. 
 
- Hepsi sana verildi , buyurdu Hz. Muhammed. 
 
- Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte , böylece kıyamete kadar , ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar. 
 
Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı : 
 
- Benim bir oğlum vardır. Adı, ATEME´dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı. 
 
- Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MüTEKAZİ´dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MüTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir. 
 
- Sonra , benim bir oğlum daha vardır. Onun adı da KüHAYL´dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar. 
 
Bundan sonra İblis şöyle anlattı : 
 
- Hangi kadın olursa olsun. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu , bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. 
 
Mesela : 
 
" Elini kolunu dışarı çıkar, göster. " der. 
 
- O da bu emri tutar. Elini kolunu açar , gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar. 
 
İblis bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz´e kendi durumunu anlatmaya başladı : 
 
- Ya Muhammed , bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ; 
 
" İlah yoktur sadece Allah vardır ve Muhammed Allah´ın resülüdür. " 
 
- diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı , yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah´ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Ben de , kendisi için ezelde şekavet yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , şekavet ehli kılan da Allah. 
 
Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu: 
 
" Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabb´ın esirgedikleri hariç... " (11/118-119) 
 
" Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir. " (33/38) 
 
 
Bundan sonra Resullullah (s.a.v.) Efendimiz , İblis´e şöyle buyurdu : 
 
- Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah´a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum. 
 
Bunun üzerine İblis şöyle dedi : 
 
- Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalem de kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan ; beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah´tır. Ve O , bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. 
 
Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı : 
 
- İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim.
 
 
 
Kaynak : Seceret'ül Kevn - Muhyiddin-i Arabi (k.s.)
Copyright © 2011 - 2019  Radyo Huzur
Web Yazılım & Tasarım Nazarweb
KAYNAK:Türkiyenin Online Alışveriş Merkezi - Notebook, Laptop Kampanyaları, En Ucuz Dizüstü Bilgisayar Fiyatları, Cep Telefonu, LCD TV, LED TV, Projeksiyon, Televizyon Modelleri, Taksit Fırsatları